Kardan Adamlar Kanar mı?
Gece saat 24:00
Çilkeklikler, kar yağışlı bir günün gecesinde sığındıkları sık çalının dibinde toprağa ulaşmış, birbirlerinin koynunda yumak olmuş, Ankara’nın ayazına direniyorlar.
Fotoğraf makinesini, kartlarını, pillerini kontrol eden fotoğrafçı saatini kuruyor: 5:00
Tüfeğini temizleyip fişek doldurma işini bitiren avcı saatini kuruyor: 5:00
İkisinin de cep telefonları sabah saat 5:00’te alarm veriyor. Alarmlar çalarken iki cep telefonu ekranı da aydınlanıyor: Birinin ekranında duvar kağıdı olarak yavrularını besleyen bir sumru fotoğrafı, diğerinde ise araba kaputu üzerine dizilmiş ölü kuşlarla verilen bir poz beliriyor. İkisi de doğruluyor yatağından. Ankara’nın soğuğu malum, sıkı sıkı giyiniyorlar.
Gün doğarken, keklikler yavaş yavaş çalıların içinden çıkıp öncülerinin gözetimi altında yem arayışına başlıyorlar. Zorlu bir gün, her yer karla kaplı. Tehlike hissettiklerinde önce karın içine gömülüp saklanıyorlar. Tehdit çok yakınsa, uçarak kaçıyor ve geceyi geçirdikleri çalılara benzer yerlere saklanmayı yeğliyorlar.
Fotoğrafçı da avcı da Gölbaşı’nda bir pastanede arkadaşlarıyla buluşup kuvvetli bir kahvaltı yaptıktan sonra arabalarına atlayıp Gölbaşı-Haymana arasındaki tepelere doğru yol alıyorlar.
Ankara bozkırlarının müdavimleri Çilkeklikler, sürüler halinde yayılmaya başlıyor. Bugün, kimileri kameralarla, kimileri silahlarla yüzleşecek.
Kameralara Karşı:
İleride yol kenarında keklikleri gören fotoğrafçılar, kuşların karın altına saklandıklarını fark edince kontağı kapatıp beklemeye başlıyorlar. Karın içine saklanan keklikler, bir süre sonra kendilerini güvende hissedip çıkıyorlar. İlk karelerini alıyor fotoğrafçılar.

Ancak, sürünün reisi , arabaya bu kadar yakın olmanın güvenli olmadığına karar verip kanatlanınca, tüm sürü de onun peşine takılıp yolun sağından bayır aşağı uçuyorlar. Arabadan çıkıp peşlerinden dikkatlice izliyor fotoğrafçılar. Aşağıdaki çalıların dibine inip saklanıyorlar.
İlerideki bu çalılara uygun bir mesafede konuşlanabilirlerse, daha iyi kareler alabileceklerini düşünerek bayır aşağı yürüyorlar. Çalılara yakın bir tepeciği siper olarak kullanıp makul bir mesafeye yaklaşınca, yere yatıp beklemeye başlıyorlar.
Sabırlı bekleyiş meyvelerini vermeye başlıyor. Yine reisin kontrolünde, keklik sürüsü yavaş yavaş çalıların arasından çıkmaya başlıyor.
Reis çok temkinli. Diğerlerini sürekli uyarıp saklanmalarını sağladığı için, çoğu karede tek başına reis görünüyor. O, her şeyin farkında; kaçış planı yapılmış durumda. Sürüyü yakındaki bir tepeceğin arkasına doğru yönlendiriyor.
Çalılarla tepecik arasında yol alırken verdikleri pozlar, fotoğrafçıları epey keyiflendiriyor. Fotoğrafçıların görüş alanından çıkıp tepeciğin arkasında toplanan sürü, reisin talimatıyla kanatlanıp uzaklarda kayboluyor.
Silahlara Karşı:
İleride, yol kenarından bayır aşağı uçtuklarını gören avcılar, keklikleri dikkatlice izliyor." Saklandıkları çalılara doğru bayır aşağı inmeye başlıyorlar. Düzlüğe geldiklerinde, çalılara yakın bir tepeciği siper olarak kullanarak daha da yaklaşıyorlar.
Sürü, çalıların arasından çıkıyor. Düzlüğün ortasına kadar ilerlediklerinde, avcılar aniden tepenin arkasından beliriyor. Bu ani hareket karşısında sürü telaşa kapılıp, reislerinin itirazlarına rağmen kanatlanıp havalanıyorlar. Tam avcıların istediği gibi.
Peş peşe tüfek sesleri...
Sürüden dördü düşüyor karlar üzerine. Bembeyaz kar örtüsü üzerinde yatan cansız bedenlerini toplarken, tüylerini itina ile okşayıp “Vay vay vay... şu güzelliğe bak!” diyerek keyifleniyor avcılar.
Uçtukları yöne yürüyerek, çalıları taşlayarak birkaç kez daha kaldırmayı başarıyorlar sürüyü. Tüfek sesleri, bozkırın sessizliğini parçalıyor.
Eve geliş:
Fotoğrafçı eve döndüğünde mutfaktan neşeli sesler geliyor. Çocuklar anneleriyle masaya oturmuş, ev yapımı kek ve süt keyfi eşliğinde sohbet ediyorlar. Fotoğraf makinesini alıp yanlarına oturuyor.
Büyük oğlan makineden fotoğraflara bakmayı öğrenmiş. Kapıyor makineyi, kardeşine ve annesine gösteriyor babasının çektiği Çilkeklik fotoğraflarını. Karlar içinde kuş fotoğraflarını dikkatlice inceleyen küçük kardeş babasına soruyor:
“Baba kuşlar kartopu oynar mı?”
Avcı eve döndüğünde çocuklar anneleriyle bahçede, çardağın yanında kardan adam yapmakla meşguller. Salkım gibi itina ile dizdiği keklikleri alıp arabadan çıkıyor, yanlarına gidiyor. Kardan adamın yakınındaki masanın üzerine atıyor kuş salkımını. Yanlış fişek kullanmış olacak ki masanın üzerindeki karlar kırmızılaşmaya başlıyor, birkaç damla kan kardan adama sıçrıyor.
Çocuklardan biri yerden biraz kar alıp kardan adamın kan lekesi olan yerlerini tekrar beyaza bürümeye çalışırken diğeri babasına soruyor:
“Baba, kardan adamlar da kanar mı?”

Not: Avcılıktan pek anlamadığım için hikayenin av bölümlerinde av tekniğine aykırı anlatımlar olmuş olabilir. Araştırarak yazmaya çalıştım ama bu konuda okumak bile mide bulandırdığı için çok da önemli olmadığına karar verdim. Öyle ya da böyle, bir tane ya da üç tane...